Finansal krizler bağırarak gelmez. Ne bir alarm çalar ne de açık bir uyarı verir. Çoğu zaman her şey “idare eder” görünürken, bilanço çoktan sinyal vermeye başlamıştır. Krizi yaşayan firmaların ortak cümlesi ise hep aynıdır: “Bu kadarını beklemiyorduk.”
Kimse Siren Çalmaz
Finansal krizler genellikle dışsal bir şok gibi anlatılır. Oysa gerçek hayatta kriz, çoğu zaman işletmenin içinde yavaş yavaş büyür. Satışlar tamamen durmaz, banka kredileri bir anda kesilmez, kasa bir gecede boşalmaz. Her şey adım adım olur. Bu yüzden kriz geldiğinde değil, geçtikten sonra fark edilir.
En tehlikeli dönem, şirketin hâlâ çalışıyor olduğu ama finansal esnekliğini kaybetmeye başladığı andır. Yönetim bu evrede genellikle “piyasa zor”, “sektör durgun” gibi gerekçelere sığınır. Oysa sorun çoğu zaman dışarıda değil, bilançonun satır aralarında gizlidir.
Kriz Öncesi Bilançoda Görülen Sinyaller
Kriz öncesi bilançolar bağırmaz ama fısıldar. Dikkatle bakıldığında bazı rakamlar yerli yerinde durmaz. Kârlılık korunuyor gibi görünse bile, nakit yaratma gücü zayıflamaya başlamıştır. Alacakların tahsil süresi uzar, stoklar şişer, finansman giderleri sessizce artar.
Bu tablo çoğu zaman “geçici” olarak yorumlanır. Oysa geçici denilen bu sapmalar üst üste geldiğinde, şirketin manevra alanı daralır. Kriz tam da bu noktada doğar; henüz ortada dramatik bir kayıp yokken.
Bankalar Neden Bir Anda Mesafeli Olur?
Bankalar kriz çıktığında değil, kriz yaklaşırken geri çekilir. Çünkü bankalar yalnızca bugüne değil, şirketin nakit üretme kapasitesine bakar. Tahsilatlar zayıfladığında, borç çevrimi zorlaştığında ve finansal yapı bozulmaya başladığında, kredi ilişkisi de soğur.
Bu durum çoğu yönetici için şaşırtıcıdır. “Düne kadar çalışıyorduk” cümlesi tam bu aşamada kurulur. Oysa bankalar için sorun bugünkü tablo değil, yarının riskiyle ilgilidir. Bankanın mesafe koyması, çoğu zaman krizin habercisidir, sonucu değil.
Nakit Akışı Ne Zaman Alarm Verir?
Nakit akışı bozulması her zaman kasa boşaldığında fark edilmez. Asıl alarm, şirketin günlük operasyonlarını sürdürebilmek için daha fazla krediye, daha uzun vadeye ve daha pahalı finansmana ihtiyaç duymaya başladığı anda çalar.
Eğer bir firma satış yapmasına rağmen sürekli nakit sıkışıklığı yaşıyorsa, sorun kârdan değil, yapısaldır. Bu aşamada kriz henüz yaşanmamıştır, ancak artık çok yakındır. Yönetim hâlâ zaman olduğunu düşünürken, finansal risk birikmiştir.
Sessiz Krizlerin Ortak Özelliği
Sessiz gelen krizlerin ortak noktası şudur: Hiçbiri ani değildir. Hepsi fark edilebilecek sinyaller üretir. Ancak bu sinyaller çoğu zaman ya küçümsenir ya da ertelenir. “Bir dönem daha geçsin” yaklaşımı, krizi engellemez; yalnızca daha pahalı hale getirir.
Bu yüzden kriz yönetimi, kriz çıktıktan sonra yapılan bir faaliyet değildir. Asıl mesele, kriz çıkmadan önce bilançonun söylediklerini duyabilmektir.
.Finansal krizler aniden ortaya çıkmaz; çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen işaretlerin sonucudur. Sorun, sinyallerin olmaması değil, o sinyallerin zamanında ciddiye alınmamasıdır. Bilançolar konuşur, nakit akışı uyarır, bankalar mesafe koyar. Kriz ise yalnızca bu uyarıların artık görmezden gelinemediği noktada görünür olur.
Bu nedenle asıl risk, kötü piyasa koşulları değil; “henüz bir şey yok” diyerek beklemektir. Kriz geldiğinde değil, yaklaşırken önlem alan şirketler ayakta kalır. Diğerleri için ise sorun krizle karşılaşmak değil, onun çoktan başlamış olduğunu geç fark etmektir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sibel ARSLAN
Sessiz Gelen Krizler
Finansal krizler bağırarak gelmez. Ne bir alarm çalar ne de açık bir uyarı verir. Çoğu zaman her şey “idare eder” görünürken, bilanço çoktan sinyal vermeye başlamıştır. Krizi yaşayan firmaların ortak cümlesi ise hep aynıdır: “Bu kadarını beklemiyorduk.”
Kimse Siren Çalmaz
Finansal krizler genellikle dışsal bir şok gibi anlatılır. Oysa gerçek hayatta kriz, çoğu zaman işletmenin içinde yavaş yavaş büyür. Satışlar tamamen durmaz, banka kredileri bir anda kesilmez, kasa bir gecede boşalmaz. Her şey adım adım olur. Bu yüzden kriz geldiğinde değil, geçtikten sonra fark edilir.
En tehlikeli dönem, şirketin hâlâ çalışıyor olduğu ama finansal esnekliğini kaybetmeye başladığı andır. Yönetim bu evrede genellikle “piyasa zor”, “sektör durgun” gibi gerekçelere sığınır. Oysa sorun çoğu zaman dışarıda değil, bilançonun satır aralarında gizlidir.
Kriz Öncesi Bilançoda Görülen Sinyaller
Kriz öncesi bilançolar bağırmaz ama fısıldar. Dikkatle bakıldığında bazı rakamlar yerli yerinde durmaz. Kârlılık korunuyor gibi görünse bile, nakit yaratma gücü zayıflamaya başlamıştır. Alacakların tahsil süresi uzar, stoklar şişer, finansman giderleri sessizce artar.
Bu tablo çoğu zaman “geçici” olarak yorumlanır. Oysa geçici denilen bu sapmalar üst üste geldiğinde, şirketin manevra alanı daralır. Kriz tam da bu noktada doğar; henüz ortada dramatik bir kayıp yokken.
Bankalar Neden Bir Anda Mesafeli Olur?
Bankalar kriz çıktığında değil, kriz yaklaşırken geri çekilir. Çünkü bankalar yalnızca bugüne değil, şirketin nakit üretme kapasitesine bakar. Tahsilatlar zayıfladığında, borç çevrimi zorlaştığında ve finansal yapı bozulmaya başladığında, kredi ilişkisi de soğur.
Bu durum çoğu yönetici için şaşırtıcıdır. “Düne kadar çalışıyorduk” cümlesi tam bu aşamada kurulur. Oysa bankalar için sorun bugünkü tablo değil, yarının riskiyle ilgilidir. Bankanın mesafe koyması, çoğu zaman krizin habercisidir, sonucu değil.
Nakit Akışı Ne Zaman Alarm Verir?
Nakit akışı bozulması her zaman kasa boşaldığında fark edilmez. Asıl alarm, şirketin günlük operasyonlarını sürdürebilmek için daha fazla krediye, daha uzun vadeye ve daha pahalı finansmana ihtiyaç duymaya başladığı anda çalar.
Eğer bir firma satış yapmasına rağmen sürekli nakit sıkışıklığı yaşıyorsa, sorun kârdan değil, yapısaldır. Bu aşamada kriz henüz yaşanmamıştır, ancak artık çok yakındır. Yönetim hâlâ zaman olduğunu düşünürken, finansal risk birikmiştir.
Sessiz Krizlerin Ortak Özelliği
Sessiz gelen krizlerin ortak noktası şudur: Hiçbiri ani değildir. Hepsi fark edilebilecek sinyaller üretir. Ancak bu sinyaller çoğu zaman ya küçümsenir ya da ertelenir. “Bir dönem daha geçsin” yaklaşımı, krizi engellemez; yalnızca daha pahalı hale getirir.
Bu yüzden kriz yönetimi, kriz çıktıktan sonra yapılan bir faaliyet değildir. Asıl mesele, kriz çıkmadan önce bilançonun söylediklerini duyabilmektir.
.Finansal krizler aniden ortaya çıkmaz; çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen işaretlerin sonucudur. Sorun, sinyallerin olmaması değil, o sinyallerin zamanında ciddiye alınmamasıdır. Bilançolar konuşur, nakit akışı uyarır, bankalar mesafe koyar. Kriz ise yalnızca bu uyarıların artık görmezden gelinemediği noktada görünür olur.
Bu nedenle asıl risk, kötü piyasa koşulları değil; “henüz bir şey yok” diyerek beklemektir. Kriz geldiğinde değil, yaklaşırken önlem alan şirketler ayakta kalır. Diğerleri için ise sorun krizle karşılaşmak değil, onun çoktan başlamış olduğunu geç fark etmektir.
Sibel Arslan
İktisatçı & Mali Analist