Ülkemizin adeta bir ateş çemberinde olduğu, coğrafyamızın kan gölüne çevrildiği şu kritik günlerde; dışarıya karşı çelikten bir irade, sarsılmaz bir birlik ve milli bir duruş sergilememiz gerekirken, içeride şahit olduğumuz manzara tek kelimeyle talihsizliktir. Maalesef, milletçe beklediğimiz o "tek yürek" olma hali, siyasi hesaplara, üç-beş oy uğruna yapılan popülizme kurban ediliyor.
Dünya devleri petrolü, silahı ve stratejik çıkarlarını bahane ederek Müslüman coğrafyasına zulmetmeye devam ediyor. Özellikle Siyonist yapı, kendi sapık ideolojisinden, o sözde "arz-ı mev'ud" hayallerinden bir santim sapmadan ilerlerken; bizim siyasetçilerimiz, iktidarıyla muhalefetiyle bir "horoz dövüşü"ne tutuşmuş durumda. Bir yanda iktidarın "ben yaptım oldu" dayatması, diğer yanda ana muhalefetin kısır çekişmeleri... Bu kayıkçı kavgasının kazananı kim? Elbette ne halkımız ne de huzurumuz. Kazanan, bizim mutsuzluğumuzdan beslenen emperyalist odaklar oluyor.
Yerel yönetimlerdeki duruma bakınca insanın vicdanı sızlıyor. İktidarın taraflı operasyonları, "bizden olanı görmeyelim, başkasını ezmeye çalışalım" anlayışı, adaletin zirve yapması gereken makamları maalesef haksızlığın merkezi haline getirmiştir.
Şimdi bir kıyas yapalım, eğri oturalım doğru konuşalım: Bugün iktidar da, ana muhalefet de dönüp bir baksın; bu Milli Görüşçü belediyeler ne yaptı, nasıl çalıştı? İbret alsalar kariyerleri mi sarsılır?
• Neden Milli Görüş belediyelerinde yolsuzluk, hırsızlık ve bunlara bağlı soruşturma dosyaları tozlu rafları doldurmaz?
• Neden "Halka hizmet, Hakka hizmettir" düsturuyla hareket eden yerlerde rant değil, hizmet konuşulur?
Çünkü bizim anlayışımızda belediye başkanı, makamın sahibi değil, o makamın emanetçisidir. Bir tarafta belediye bütçesini reklam panolarına harcayanlar, diğer tarafta ise tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyan Milli Görüş neferleri... Aradaki fark gece ile gündüz kadar açıktır.
Merkezi yönetimin ekonomi karnesi maalesef kırıklarla dolu. Mevcut zihniyetle bu gidişatın düzelme ihtimali de ne yazık ki görünmüyor. İktidarın yapması gereken tek bir şey var: Geçmişine bakıp aslına rücu etmek! Bugüne kadar yapılan yanlışlardan dönülmeli, bu milletin düşürüldüğü bu ağır ekonomik tablo için bir özür dilenmeli, af istenmelidir.
Ana muhalefetin "ara seçim" çığlıkları ise sadece pansuman tedbiridir, yarayı kapatmaz. Kötü gidişatı durduracak olan şey ara seçim değil, topyekûn bir genel seçimdir. Aklıselim siyaset erki bir an evvel bu kararı almalı, milletin önüne sandığı getirmelidir.
Dış politikada ise savrulma lüksümüz yok. İslam’ın emri nettir: "Müminler ancak kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin." Ancak mesele Müslüman ile kâfir arasındaki bir çarpışmaya gelince safımız bellidir.
Bugün şahsiyetli bir dış politika gereği, İran’ın yanında olduğumuzu, mazlum coğrafyaların hukukunu koruyacağımızı alenen haykırmak zorundayız. Batı’nın çizdiği sınırlarda değil, Hakk’ın belirlediği saflarda durmalıyız. Hem ülke menfaatimiz hem de Allah rızası için doğru olan gidişat budur.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İsrafil BAYRAKÇI
MİLLİ DURUŞ MU, SİYASİ HOROZ DÖVÜŞÜ MÜ?
Ülkemizin adeta bir ateş çemberinde olduğu, coğrafyamızın kan gölüne çevrildiği şu kritik günlerde; dışarıya karşı çelikten bir irade, sarsılmaz bir birlik ve milli bir duruş sergilememiz gerekirken, içeride şahit olduğumuz manzara tek kelimeyle talihsizliktir. Maalesef, milletçe beklediğimiz o "tek yürek" olma hali, siyasi hesaplara, üç-beş oy uğruna yapılan popülizme kurban ediliyor.
Dünya devleri petrolü, silahı ve stratejik çıkarlarını bahane ederek Müslüman coğrafyasına zulmetmeye devam ediyor. Özellikle Siyonist yapı, kendi sapık ideolojisinden, o sözde "arz-ı mev'ud" hayallerinden bir santim sapmadan ilerlerken; bizim siyasetçilerimiz, iktidarıyla muhalefetiyle bir "horoz dövüşü"ne tutuşmuş durumda. Bir yanda iktidarın "ben yaptım oldu" dayatması, diğer yanda ana muhalefetin kısır çekişmeleri... Bu kayıkçı kavgasının kazananı kim? Elbette ne halkımız ne de huzurumuz. Kazanan, bizim mutsuzluğumuzdan beslenen emperyalist odaklar oluyor.
Yerel yönetimlerdeki duruma bakınca insanın vicdanı sızlıyor. İktidarın taraflı operasyonları, "bizden olanı görmeyelim, başkasını ezmeye çalışalım" anlayışı, adaletin zirve yapması gereken makamları maalesef haksızlığın merkezi haline getirmiştir.
Şimdi bir kıyas yapalım, eğri oturalım doğru konuşalım: Bugün iktidar da, ana muhalefet de dönüp bir baksın; bu Milli Görüşçü belediyeler ne yaptı, nasıl çalıştı? İbret alsalar kariyerleri mi sarsılır?
• Neden Milli Görüş belediyelerinde yolsuzluk, hırsızlık ve bunlara bağlı soruşturma dosyaları tozlu rafları doldurmaz?
• Neden "Halka hizmet, Hakka hizmettir" düsturuyla hareket eden yerlerde rant değil, hizmet konuşulur?
Çünkü bizim anlayışımızda belediye başkanı, makamın sahibi değil, o makamın emanetçisidir. Bir tarafta belediye bütçesini reklam panolarına harcayanlar, diğer tarafta ise tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyan Milli Görüş neferleri... Aradaki fark gece ile gündüz kadar açıktır.
Merkezi yönetimin ekonomi karnesi maalesef kırıklarla dolu. Mevcut zihniyetle bu gidişatın düzelme ihtimali de ne yazık ki görünmüyor. İktidarın yapması gereken tek bir şey var: Geçmişine bakıp aslına rücu etmek! Bugüne kadar yapılan yanlışlardan dönülmeli, bu milletin düşürüldüğü bu ağır ekonomik tablo için bir özür dilenmeli, af istenmelidir.
Ana muhalefetin "ara seçim" çığlıkları ise sadece pansuman tedbiridir, yarayı kapatmaz. Kötü gidişatı durduracak olan şey ara seçim değil, topyekûn bir genel seçimdir. Aklıselim siyaset erki bir an evvel bu kararı almalı, milletin önüne sandığı getirmelidir.
Dış politikada ise savrulma lüksümüz yok. İslam’ın emri nettir: "Müminler ancak kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin." Ancak mesele Müslüman ile kâfir arasındaki bir çarpışmaya gelince safımız bellidir.
Bugün şahsiyetli bir dış politika gereği, İran’ın yanında olduğumuzu, mazlum coğrafyaların hukukunu koruyacağımızı alenen haykırmak zorundayız. Batı’nın çizdiği sınırlarda değil, Hakk’ın belirlediği saflarda durmalıyız. Hem ülke menfaatimiz hem de Allah rızası için doğru olan gidişat budur.
Vakit, kavgayı bırakıp öze dönme vaktidir. Vakit, Milli Görüş'ün becerikli kadrolarına kulak verme vaktidir, vesselam…