Hava Durumu

KIŞA FATURA, SARAYA SOFRA

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2026 21:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.02.2026 21:48

Maliye Bakanı Sayın Şimşek çıkıp dedi ki: “Havalar kötü gitti, enflasyon yükseldi.”
Bu cümle bir anda memleketin dört bir yanında yankılandı. Kimi güldü, kimi öfkelendi, kimi de “artık diyecek söz kalmadı” deyip sustu. Eleştiriler şiddetliydi, tepkiler sertti. Ama gel gör ki, işin bir tarafında Sayın Bakan haksız da sayılmazdı.

Evet, insanlar üşüdü.
Evet, insanlar dondu.
Evet, odun bulunamadı, kömür ateş pahası oldu.
Evet, doğal gaz faturası geldi mi evin bereketi kaçtı.
Elektrik desen zaten ayrı bir yangın yeri… Fakirin cebini değil, yüreğini yaktı.

“Soğuk vurdu camları
Fatura yaktı canları
Kış mı suçlu, düzen mi
Kim düşündü yoksulları?”

Şimdi soralım açık açık: Kış bu memlekete ilk defa mı geldi? Kar ilk defa mı yağdı? Soğuk ilk defa mı bastırdı? Eğer mesele mevsimlerse, yazın da ayrı bir hikâye yazılır o zaman. “Bu yaz çok sıcak geçti, domates pahalı, enflasyon azdı.” “Bu yaz güneş yakıcıydı, klimalar çalıştı, elektrik arttı, enflasyon zıpladı.”

E peki biz ne yapacağız? Mevsimi mi değiştireceğiz? Güneşi mi söndüreceğiz? Kışı mı yasaklayacağız? Bu döngü ilahidir. Kimsenin elinde değildir. Ama ekonomiyi bu döngülere bu kadar mahkûm eden anlayış beşeridir.

Enflasyonun gerçek sebebi soğuk hava değil, soğuk ekonomi politikalarıdır. Borçla dönen, faizle ayakta duran, üretimi değil tüketimi pompalayan bir sistemin sonu bellidir. Bugün yaşadıklarımız tesadüf değil, tercihlerin sonucudur.

Hatırlayalım… Bir zamanlar bu ülkede “havuz sistemi” konuşulurdu. Bir zamanlar “denk bütçe” hedefi alay konusu yapılırdı. Bir zamanlar “faiz belası” diyenlere dudak bükülürdü. Ama o günlerde en azından şunu gördük: Devlet borçlanmadan da ayakta durabiliyormuş. Kendi kaynağıyla yatırım yapılabiliyormuş. Faize giden para, fabrikaya, üretime, işçiye dönebiliyormuş. 54. Hükümeti görmemiş olsaydık, bugün söylenenleri masal sanırdık. Ama gördük. Yaşadık. Kıyasladık… Şimdi ise ilginç bir tablo var: Cumhur İttifakı’nın ortakları zaman zaman merhum Erbakan’ın sözlerini alıntılıyor: “İman varsa imkân da vardır.” Söz güzel. Ama söz yetmiyor… Eğer iman varsa imkân da varsa; neden IMF reçeteleri hâlâ masada? Neden faiz ödemeleri bütçenin belini büküyor? Neden yatırımlar kısılıyor, sosyal destekler törpüleniyor? “Yapmıyorlar” demek kolay. Ama belki de daha doğrusu şu: Yaptırmıyorlar. Ekonomi borç kıskacında. Faize giden paradan geriye kalanla ne sanayi kalkınır, ne tarım ayağa kalkar, ne de enflasyonla gerçek anlamda mücadele edilir.

“Borç büyür, faiz güler
Yoksul bakar, sabır diler
Kış değil, düzen üşütür
Vicdan ısınsa her şey düzelir.”

Bütün bunların yanında Cumhurbaşkanı Danışmanı sıfatını taşıyan bir ismin, Ramazan ayını maneviyatla değil de menü fiyatıyla gündeme getirmesi bu ülkede artık şaşkınlık değil, ibretlik bir tablo hâline gelmiştir. Ramazan’a dair yaptığı paylaşımlarda, “11 ayın sultanını coşkuyla ve sevinçle karşılayalım, bu heyecanı çocuklarımıza yaşatalım” diye seslenirken, tanıttığı lokantada kişi başı iftar menüsünü 2 bin 900 TL olarak açıklaması, bu sözlerin kime hitap ettiğini de açıkça ortaya koymuştur. Belli ki bu çağrı asgari ücretliye, emekliye, engelliye, dul ve yetime zaten değil; hatta işçiye, memura da değil; saray ikliminde yaşayanlara, Ramazan’ı sofrada değil vitrinde karşılayanlara yöneliktir. Zira bugün bir emeklinin aylığıyla bu sofraya kaç kez oturabileceği değil, bir kez oturup oturamayacağı bile meçhuldür; gel gör ki iktidar çevresinde öyle bir kopuş yaşanmıştır ki, insanlar artık halkın cüzdanını değil kendi çevresinin standartlarını ölçü alır olmuş, tıpkı bir zamanlar Fransa’da halk açlıktan kırılırken kraliyet sarayında söylenen “ekmek yoksa pasta yesinler” cümlesi gibi, bugün de “iftara gücü yetmiyorsa dışarı çıkmasın” denilmese bile fiilen aynı zihniyet sergilenmektedir. Ramazan ayı paylaşmanın, sadeleşmenin, yoksulun halinden anlamanın ayıyken, bu sofralar israfın, gösterişin ve sınıfsal kopuşun simgesine dönüşmüş, bir tabak yemek üzerinden halkla araya görünmez ama kalın bir duvar örülmüştür. Bu ülkede çocuklara Ramazan heyecanını yaşatmak, lüks restoranlarda değil, mahallenin mütevazı iftar sofralarında olurken, bugün iktidar elitinin Ramazan algısı fiyat listesiyle ölçülür hale gelmişse, sorun ne lokantadadır ne de menüdedir, sorun saray hayatına fazlasıyla alışıp milleti hâlâ kendi sofrasında zanneden anlayıştadır. Çünkü halkın Ramazan’ı pide kuyruğunda, borç defterinde ve sessiz iftarlarında geçerken, bu çağrılar ister istemez şu soruyu sordurur: Bu Ramazan kimin Ramazan’ı, bu sofra kimin sofrasıdır? Vesselam…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.