Hava Durumu

HOŞ GELDİ YA ŞEHR-İ RAMAZAN .. AMA KİME?

Yazının Giriş Tarihi: 18.02.2026 20:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.02.2026 20:09

On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif bir kez daha kapımızı çalıyor. Asırlardır bu topraklarda Ramazan demek; mahyalar demek, iftar topu demek, sahurda davulcunun manisi demek, komşunun kapısını sessizce çalan bir yardım eli demekti. Türkiye’nin dört bir yanında minareler arasına asılan “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan” yazıları, sadece bir ayın gelişini değil; rahmetin, bereketin, paylaşmanın gelişini müjdelerdi.

Ramazan ayı, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ay olarak İslam âleminde müstesna bir yere sahiptir. Hz. Muhammed (sav)’in müjdelediği bu mübarek zaman dilimi, yoksulun gözetildiği, zenginin imtihan edildiği, sofraların büyüdüğü bir aydı. Zekât bu ayda daha bir titizlikle hesaplanır, fitreler incitmeden ulaştırılır, infak eden el verdiğini gizlerdi.
Eskiden mahalle kültürü vardı. Kim muhtaç, kim değil bilinirdi ama kimsenin onuru zedelenmezdi. Zengin, zekât verecek insan arardı; ihtiyaç sahibi ise kapısını çalana “Allah razı olsun” diyerek dua ederdi. Yardım etmek bir gösteriş değil, bir vicdan meselesiydi.

Bir mani söylerdi sahur davulcusu:
“Davulumun sesi var,
Gönüllerde nesi var,
Ramazan rahmet ayı,
Her gönülde süsü var.”

Bugün ise manzara değişti. Artık ihtiyaç sahipleri saklanmıyor; saklanamıyor. Çünkü yoksulluk münferit değil, kitlesel. Yoksulluk sınırında yaşayan milyonlar, açlık sınırının altında nefes almaya çalışan geniş kitleler var. Market raflarına her gidişte değişen etiketler, fileyi dolduramayan emekliler, engelliler iftar sofrasında eti ayda bir dahi göremeyen aileler…
Geçmişte iftar sofraları sade ama huzurluydu. Bir tas çorba, biraz pilav, hoşaf… Ama sofrada bereket vardı. Bugün bazı sofralar çeşit bakımından artmış gibi görünse de birçok evde eksilen şey huzur ve güven duygusu.
Geçtiğimiz yıllarda vakıfların, derneklerin düzenlediği iftar programlarını takip edenler olurdu. Şimdi o sofraların önünde kuyruklar uzuyor. Üstelik bu kuyruklar sadece işsizlerden değil; çalışan ama geçinemeyenlerden oluşuyor. Asgari ücretli, emekli, engelli, dul, yetim… Liste uzayıp gidiyor.

Bir zamanlar “veren el alan elden üstündür” anlayışı hâkimdi. Şimdi ise alan el çoğaldı, veren elin gücü azaldı. Ekonomideki dalgalanmalar, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı; Ramazan’ı dahi eski sıcaklığından uzaklaştırıyor. İnsanlar artık iftar daveti verirken menü hesaplıyor; hurmanın tanesini, etin kilosunu, pidenin fiyatını düşünüyor.
Öte yandan bir de ihtişamlı sofralar var. Gösterişli salonlar, uzun masalar, israf edilen tabaklar… Bir tarafta lüks menüler, diğer tarafta kuru ekmekle iftar eden aileler. İşte asıl soru burada başlıyor: Aynı şehirde, aynı ezanla oruç açan insanlar arasında bu kadar fark nasıl oluştu?

Ramazan sadece aç kalmak değildir; empati kurmaktır. Açın halini anlamaktır. Bugün gerçekten açlık çeken milyonlar varken, Ramazan’ın ruhunu yeniden hatırlamak zorundayız. Fitreyi sadece bir miktar para olarak değil; bir kardeşlik bağı da olarak görmek zorundayız. Zekâtı, hesap kitap işi olmaktan çıkarıp vicdan terazisinde tartmalıyız.

Geçmişte “bu mahallede kimse aç yatmaz” denirdi. Belki romantik bir hatıra gibi geliyor kulağa; ama o dayanışma ruhu gerçekten vardı. Bugün ise apartman komşusunun adını bilmeyen bir toplum haline geldik. Oysa Ramazan, bizi yeniden tanıştıran bir aydı.
Bir çocuk düşünün; iftar saatini beklerken gözleri tencerede… Bir anne düşünün; mutfakta neyi nasıl çoğaltırım diye hesap yapıyor. Bir baba düşünün; eve gelirken cebindeki son parayı pideye mi ayırayım, yarına mı saklayayım diye tereddüt ediyor. İşte Ramazan’ın bugünkü imtihanı burada.

Ama yine de umut var. Çünkü bu milletin mayasında iyilik var. Türk insanı zor zamanda kenetlenmeyi bilir. Depremde, selde, yangında nasıl bir olduysa; yoksulluk karşısında da bir olabilir. Yeter ki samimiyet olsun, yeter ki adalet olsun.

Sonunu bir maniyle bitirelim:
"Ramazan rahmettir,
Gönüllere nimettir,
Paylaşılırsa çoğalır,
Paylaşmayan zillettir."

Ramazan-ı Şerif hepimize hayırlı olsun. Bu ay; sadece sofralarımızı değil, vicdanlarımızı da zenginleştirsin. Geçmişin dayanışma ruhunu bugüne taşıyabildiğimiz ölçüde gerçek berekete ulaşacağız. Aksi halde, sadece takvim yaprakları değişecek; yoksulluk ise büyümeye devam edecek vesselam…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.