Türkiye Büyük Millet Meclisi Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun son dönemde yaptığı açıklamaları dikkatle, titizlikle ve satır aralarını da okuyarak inceleme fırsatımız oldu. Açık konuşmak gerekirse, açıklamalar engelli bireyler açısından bakıldığında umut verici, hatta uzun zamandır duymaya hasret kaldığımız türden bir yaklaşımı barındırmaktadır. Engelliler adına hoşnut olunacak bir tablo çizilmektedir. Ancak tam da bu noktada insanın zihnine takılan, vicdanını yoklayan bir soru ister istemez beliriyor: İktidar, 23 yıl boyunca böylesi bir komisyonu neden hiç düşünmedi? Bu soru bir polemik hevesinden değil, bizzat sahadan, hayatın içinden, engelli bireylerin yaşadığı somut sorunlardan doğmaktadır. Zira engellilerin yaşadığı sorunlar yeni değildir. Kaldırımlar yıllardır yüksek, toplu taşıma yıllardır erişilemez, istihdam yıllardır kâğıt üzerinde, sosyal haklar yıllardır “vaat” düzeyindedir.
14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nin ardından TBMM’de yeni dönem başladığında, Meclis’te oluşan parti grupları daha çalışmalarına başlar başlamaz, milletvekillerine yazılı başvurular yaptık. Talebimiz nettir: Engellilerin sorunlarını araştıracak bir komisyon kurulsun; mümkünse daimi bir komisyon olsun. Bu talep bir lütuf değil, anayasal eşitliğin doğal sonucuydu. Zira kadınlar için, çocuklar için, çevre için komisyonlar kurulabiliyorsa; nüfusun yaklaşık yüzde 10-12’sini oluşturan engelliler için de kalıcı bir mekanizma kurulmalıydı. Yaptığımız görüşmeler neticesinde şunu öğrendik: Mevcut mevzuat çerçevesinde daimi bir komisyon kurmak mümkün değilmiş. Ama alt komisyon kurulabilirmiş. “Olmaz” denilenin aslında “istenirse olur” olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik.
Engellileri Araştırma Önergesi, Saadet–Gelecek Grubu tarafından iki kez TBMM’ye sunuldu. Her iki seferde de iktidar partilerine mensup milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Burada durup sormak gerekiyor: Bir ülkede engellilerin sorunlarını araştırmak hangi gerekçeyle reddedilir? Hangi siyasi oluşum, hangi öncelik, bu kadar temel bir insan hakkının önüne geçebilir? Daha sonra aynı önerge bu kez Yeni Yol Grubu tarafından üçüncü defa Meclis gündemine taşındı. İlginçtir ki önerge, Cumhur İttifakı milletvekillerinin genel kurulda azınlıkta kaldığı bir oturumda oylamaya sunuldu ve kabul edildi. Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: Engellilerin kaderi çoğu zaman bir “oy sayısına”, bir “salon doluluğuna”, hatta bir “tesadüfe” bağlı kalmaktadır. Buna rağmen kabul edilen bu önerge, engelliler adına gerçekten kayda değer bir şans olmuştur. Meclis’te grubu bulunan her partinin üye verdiği bu önemli komisyon, İzmir Milletvekili Sayın Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu başkanlığında çalışmalarına başlamıştır. Yeni Yol Grubu adına ise İstanbul Milletvekili Av. Elif Esen görevlendirilmiştir. Sayın Esen ile birçok kez bir araya geldik. Engelli bireylerin yaşadığı sorunları, sahadan örneklerle, somut taleplerle, gerçekçi önerilerle kendilerine ilettik. En önemlisi de şunu gördük: Dinledi. Gerçekten dinledi.
Bu ülkede engelliler genellikle “dinlenir gibi yapılır”, sonra dosyalar raflara kaldırılır. Ancak Sayın Esen’in yaklaşımı bu alışkanlığın dışındaydı. Komisyona sunduğu raporu okuduğumuzda bunu daha net gördük. Rapor; erişilebilirlikten istihdama, eğitimden sosyal hayata katılıma kadar birçok başlığı içeren, masa başında değil, hayatın içinden beslenen bir çalışmaydı. Titizlikle ve özveriyle hazırlandığı her satırından belliydi. Bu vesileyle hem Komisyon Başkanı Sayın Kasapoğlu’na hem de Sayın Esen’e teşekkür etmeyi bir görev biliriz. Eleştirirken de, hakkı teslim ederken de adil olmak zorundayız.
Temennimiz şudur: Bu komisyonun çalışmaları, bir raporla sınırlı kalmasın. Raflarda tozlanan dosyalar arasına karışmasın. Engelliler sadece “yardım alan”, “maaş verilen”, “sosyal destekle geçinen” bireyler olarak görülmesin. Üreten, çalışan, vergi veren, sosyal hayata katılan, şehirle barışık bireyler olsunlar. Bir tekerlekli sandalye kullanan bireyin kaldırımdan inemediği, bir görme engellinin toplu taşımada yönünü bulamadığı, bir işitme engellinin kamuda derdini anlatamadığı bir ülkede, eşit vatandaşlıktan söz edemeyiz. Bizim istediğimiz şey çok basit ama bir o kadar da derindir: Engellilerin sözde değil özde vatandaş olarak kabul edilmesi. Vatandaşlık bilinci ve şuuruyla yaşayan, fırsat eşitliğinden azami derecede yararlanan, potansiyelini gerçekleştirebilen bir toplum mümkündür. Yeter ki engellilik, bir “yük” değil; doğru politikalarla yönetilmesi gereken bir toplumsal gerçeklik olarak görülsün. Geç kalınmış her adım, ertelenmiş bir hayat demektir. Bu kez geç kalınmaz inşallah. Yarın yeni bir takvim yılına, yani 2026’ya giriyoruz. Ülkemiz, milletimiz ve İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Mevla’dan diliyoruz, âmin, vesselam...
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İsrafil BAYRAKÇI
GEÇ GELEN BİR KOMİSYON, ERTELENMİŞ HAYATLAR
Türkiye Büyük Millet Meclisi Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu Başkanı Sayın Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun son dönemde yaptığı açıklamaları dikkatle, titizlikle ve satır aralarını da okuyarak inceleme fırsatımız oldu. Açık konuşmak gerekirse, açıklamalar engelli bireyler açısından bakıldığında umut verici, hatta uzun zamandır duymaya hasret kaldığımız türden bir yaklaşımı barındırmaktadır. Engelliler adına hoşnut olunacak bir tablo çizilmektedir. Ancak tam da bu noktada insanın zihnine takılan, vicdanını yoklayan bir soru ister istemez beliriyor: İktidar, 23 yıl boyunca böylesi bir komisyonu neden hiç düşünmedi? Bu soru bir polemik hevesinden değil, bizzat sahadan, hayatın içinden, engelli bireylerin yaşadığı somut sorunlardan doğmaktadır. Zira engellilerin yaşadığı sorunlar yeni değildir. Kaldırımlar yıllardır yüksek, toplu taşıma yıllardır erişilemez, istihdam yıllardır kâğıt üzerinde, sosyal haklar yıllardır “vaat” düzeyindedir.
14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nin ardından TBMM’de yeni dönem başladığında, Meclis’te oluşan parti grupları daha çalışmalarına başlar başlamaz, milletvekillerine yazılı başvurular yaptık. Talebimiz nettir: Engellilerin sorunlarını araştıracak bir komisyon kurulsun; mümkünse daimi bir komisyon olsun. Bu talep bir lütuf değil, anayasal eşitliğin doğal sonucuydu. Zira kadınlar için, çocuklar için, çevre için komisyonlar kurulabiliyorsa; nüfusun yaklaşık yüzde 10-12’sini oluşturan engelliler için de kalıcı bir mekanizma kurulmalıydı. Yaptığımız görüşmeler neticesinde şunu öğrendik: Mevcut mevzuat çerçevesinde daimi bir komisyon kurmak mümkün değilmiş. Ama alt komisyon kurulabilirmiş. “Olmaz” denilenin aslında “istenirse olur” olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik.
Engellileri Araştırma Önergesi, Saadet–Gelecek Grubu tarafından iki kez TBMM’ye sunuldu. Her iki seferde de iktidar partilerine mensup milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Burada durup sormak gerekiyor: Bir ülkede engellilerin sorunlarını araştırmak hangi gerekçeyle reddedilir? Hangi siyasi oluşum, hangi öncelik, bu kadar temel bir insan hakkının önüne geçebilir? Daha sonra aynı önerge bu kez Yeni Yol Grubu tarafından üçüncü defa Meclis gündemine taşındı. İlginçtir ki önerge, Cumhur İttifakı milletvekillerinin genel kurulda azınlıkta kaldığı bir oturumda oylamaya sunuldu ve kabul edildi. Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: Engellilerin kaderi çoğu zaman bir “oy sayısına”, bir “salon doluluğuna”, hatta bir “tesadüfe” bağlı kalmaktadır. Buna rağmen kabul edilen bu önerge, engelliler adına gerçekten kayda değer bir şans olmuştur. Meclis’te grubu bulunan her partinin üye verdiği bu önemli komisyon, İzmir Milletvekili Sayın Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu başkanlığında çalışmalarına başlamıştır. Yeni Yol Grubu adına ise İstanbul Milletvekili Av. Elif Esen görevlendirilmiştir. Sayın Esen ile birçok kez bir araya geldik. Engelli bireylerin yaşadığı sorunları, sahadan örneklerle, somut taleplerle, gerçekçi önerilerle kendilerine ilettik. En önemlisi de şunu gördük: Dinledi. Gerçekten dinledi.
Bu ülkede engelliler genellikle “dinlenir gibi yapılır”, sonra dosyalar raflara kaldırılır. Ancak Sayın Esen’in yaklaşımı bu alışkanlığın dışındaydı. Komisyona sunduğu raporu okuduğumuzda bunu daha net gördük. Rapor; erişilebilirlikten istihdama, eğitimden sosyal hayata katılıma kadar birçok başlığı içeren, masa başında değil, hayatın içinden beslenen bir çalışmaydı. Titizlikle ve özveriyle hazırlandığı her satırından belliydi. Bu vesileyle hem Komisyon Başkanı Sayın Kasapoğlu’na hem de Sayın Esen’e teşekkür etmeyi bir görev biliriz. Eleştirirken de, hakkı teslim ederken de adil olmak zorundayız.
Temennimiz şudur: Bu komisyonun çalışmaları, bir raporla sınırlı kalmasın. Raflarda tozlanan dosyalar arasına karışmasın. Engelliler sadece “yardım alan”, “maaş verilen”, “sosyal destekle geçinen” bireyler olarak görülmesin. Üreten, çalışan, vergi veren, sosyal hayata katılan, şehirle barışık bireyler olsunlar. Bir tekerlekli sandalye kullanan bireyin kaldırımdan inemediği, bir görme engellinin toplu taşımada yönünü bulamadığı, bir işitme engellinin kamuda derdini anlatamadığı bir ülkede, eşit vatandaşlıktan söz edemeyiz. Bizim istediğimiz şey çok basit ama bir o kadar da derindir: Engellilerin sözde değil özde vatandaş olarak kabul edilmesi. Vatandaşlık bilinci ve şuuruyla yaşayan, fırsat eşitliğinden azami derecede yararlanan, potansiyelini gerçekleştirebilen bir toplum mümkündür. Yeter ki engellilik, bir “yük” değil; doğru politikalarla yönetilmesi gereken bir toplumsal gerçeklik olarak görülsün. Geç kalınmış her adım, ertelenmiş bir hayat demektir. Bu kez geç kalınmaz inşallah. Yarın yeni bir takvim yılına, yani 2026’ya giriyoruz. Ülkemiz, milletimiz ve İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Mevla’dan diliyoruz, âmin, vesselam...