Hava Durumu

ENFLASYON RAKAMLARI DEĞİL, VİCDANLAR AÇIKLANDI

Yazının Giriş Tarihi: 08.01.2026 09:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.01.2026 09:54

TÜİK’in Aralık ayı enflasyon oranlarını açıklamasıyla birlikte, rakamlar bir kez daha soğuk yüzünü gösterdi. Ama asıl açıklanan şey oranlar değil, vicdanlardı. %0,89… Kâğıt üzerinde makul, grafikte yuvarlak, tabloda “istikrarlı” görünen bu rakam, milyonlarca emeklinin sofrasında eksilen ekmek, alınamayan ilaç, ertelenen bir doktor randevusu olarak karşılık buldu.

En düşük emekli aylığı 18.938 TL’ye yükseldi deniyor. “Yükseldi” kelimesini özellikle tırnak içine almak gerekir. Çünkü bu yükseliş, açlık sınırının çok altında, yoksulluk sınırının ise kilometrelerce gerisinde. Bugün toplumun yaklaşık %60’ı bu gelir bandında yaşamaya mahkûm edilmiş durumda. Bu, artık yoksulluk değil; hayatta kalma mücadelesidir.

Geçmişe bakalım… 1990’larda, 2000’lerin başında enflasyon çok daha yüksekti, evet. Ama o dönemlerde emekli maaşıyla en azından mutfak dönebilirdi. Pazara gidilir, filesi yarı da olsa dolu dönülürdü. Bugün ise enflasyon “düşük” deniyor ama markette etiketler haftada bir değişiyor. Demek ki mesele yalnızca enflasyon oranı değil; hesaplama yöntemi, sepet içeriği ve kimin hayatının baz alındığıdır.

TÜİK’in rakamları, yıllardır aynı eleştirinin odağında: Gerçek hayatla bağını koparmış bir istatistik dünyası. Çünkü o sepetlerde emeklinin tükettiği ne kadar var? Pazardan yarım kilo sebze, eczaneden katkı payı, elektrik faturası, kira artışı… Bunlar hangi yüzdelik dilimde?

Bugün tavana bakmayı kimse düşünmüyor. Çünkü tavan ile taban arasındaki mesafe Ağrı Dağı’ndan yüksek. Bir yanda birkaç maaşla lüks sitelerde yaşayanlar, diğer yanda tek maaşla hayata tutunmaya çalışan milyonlar. Tarihte bu kadar keskin bir gelir uçurumu ancak derebeylik düzenlerinde görülmüştür. Kölelik sistemlerinde bile kölenin barınması ve karnının doyması efendinin sorumluluğundaydı. Bugün ise sistem, “yaşayamıyorsan senin sorunun” demenin konforunu yaşıyor.

Hele engelliler… Orası bambaşka bir yara. Sosyal yardımlar, rapor oranına göre belirleniyor. Sanki engellilik derecesi %60 olan ekmeği daha ucuza alıyor, elektriği indirimli kullanıyor, pazarda daha az para ödüyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Bu, rakamla merhamet ölçmeye çalışmaktır. Oysa merhametin matematiği olmaz. Bu hususu şair, dizelerinde şöyle dile getiriyor:

“Çoban duyuldu ünün
Günah dolu her günün
Otardığın sürünün
İnsaf merhamet eyle
Gayet hali perişan
Acından dize düşen
Çok yiyip karnı şişen
Yok mu imanın dinin

Masumun boynu buruk
Elleri yarık yarık
Moralsiz gönlü kırık
Öteden beri böyle
Dünya şirretin zati
Nimet bilir fırsatı
Vurguncunun serveti
Doruk üstüne doruk

Zulüm zehirli diken
Mazlumlara batarken
Komşusu aç yatarken
Peygamber sözü şöyle:
Tok yatan bizden değil!

Gafil gafletten ayıl
Ayıl insandan sayıl
İslam’da ölçü varken
Biri yer biri bakar
Bakanın gözü akar
O gün kıyamet kopar”

Şairin dizelerinde anlatılan tablo, bugünün fotoğrafıdır. Çok yiyip karnı şişenler ile açlıktan dize düşenler aynı ülkede yaşıyorsa, orada adalet yalnızca duvarlarda yazılı bir kelimedir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözü, yalnızca bir ahlak öğüdü değil; toplumsal barışın sigortasıdır. O sigorta atarsa, sonuçları hiç iyi olmaz.

Vatandaş adaleti artık sadece adalet saraylarının koridorlarında aramıyor. Pazarda, fatura kuyruğunda, hastane bekleme salonunda arıyor. Yoksulluk kıskacı insanları yalnızca maddi olarak değil, ruhen de eziyor. Umut törpüleniyor, güven aşınıyor. Toplum içindeki huzursuzluk, ücret dengesizliğiyle birlikte derinleşiyor.

Bu bir zulümdür. Zulüm ise zehirli bir dikendir. Bugün mazlumun canını yakar, yarın zalimin eline batar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Ve her seferinde aynı cümle yankılanır: “Keşke bu noktaya gelmeden önce…”

Ama hâlâ geç değil. Rakamları değil, hayatı esas alan bir bakış mümkündür. Merhameti, adaleti ve insan onurunu merkeze alan bir ekonomi mümkündür. Aksi halde, rakamlar düzelirken toplum çöker. Ve işte o zaman, dizelerde söylendiği gibi, kıyamet kopar.

Bu arada bugün bilindiği üzere Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası. Bu münasebetle duygularımızı sizlerle paylaşıyoruz:

“Ben görme engelli biriyim
Elimde beyaz bastonum
Onunla geçer her günüm
Hak doğrudur düz bastonum

Gören insan bakıp durma
Yardımcı ol, soru sorma
Dikkat et de sakın kırma
Benim için göz bastonum

Gel Bayrakçı’yı saptırma
Namert eli öptürme
Beni engele çarptırma
Dinle biraz söz bastonum”

Haftamız hayırlara vesile olsun, vesselam…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.