Hava Durumu

ADALETİN BU MU DÜNYA?"

Yazının Giriş Tarihi: 28.01.2026 21:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.01.2026 21:11

Bu ülkede yıllardır sistemli bir şekilde büyütülen bir kitle var: Çalıştıkça yoksullaşan, yoksullaştıkça devlete daha fazla muhtaç hale getirilen, muhtaç oldukça da sesini kısmak zorunda bırakılan bir kitle. İktidarın başarı diye anlattığı yardım rakamları aslında bir iflasın bilânçosudur. “Şu kadar aileye yardım ettik” denilen her sayı, üretimden koparılmış, emeği değersizleştirilmiş, onuru sadakaya mahkûm edilmiş bir insan hikâyesidir. Devletin görevi vatandaşı yardıma muhtaç bırakmamakken, bugün yardıma muhtaçlık bir yönetim modeli haline getirilmiştir. İşte bu tablo, rahmetli Erbakan Hocamızın yıllar önce uyardığı Haim Nahum doktrininin ete kemiğe bürünmüş halidir: Aç bırak, borca esir et, işsizleştir, böl, sonra yönet.

Bugün emeklilerin hali bu doktrinin en canlı örneğidir. Ömrünü bu memlekete vermiş insanlara “emeklilerin sahibi biziz” denilerek adeta bir lütuf nesnesi gibi sunuluyor. Sahiplik iddiasının olduğu yerde eşit yurttaşlık olmaz. Maaşlar açlık sınırının altında tutulurken, yapılan cüzi artışlar bir başarı hikâyesi gibi anlatılıyor. Oysa pazara çıkan emekli fileyi değil, sadece çaresizliğini doldurabiliyor. Aynı çöküş engelliler için daha da derin. Evde bakım yardımıyla hayatta kalmaya çalışan ailelerin, “fazla almışsınız” denilerek geriye dönük faizli borçlarla boğulması hangi vicdana sığar? Engelli bireyin kapısına icra gönderen bir sistem, kendi ahlaki iflasını ilan etmiş demektir.

Bir yanda engellinin kullandığı araç ve gereçlere verilen destek sadece %10 oranında artırılırken, diğer yanda milletvekillerinin imkânlarının %30 artırılması adalet duygusunu paramparça etmektedir. Tasarruf denildiğinde garibanın sofrasına göz dikilirken, konu ayrıcalıklı kesimler olunca devletin kesesi sonuna kadar açılıyor. Maliye politikaları her zaman yoksulun sırtına yükleniyor; vergi affı zengine, haciz fakire düşüyor. Bu çifte standart artık gizlenemiyor. Zaman zaman iktidar içinden gelen itiraflar, toplumun yıllardır yaşadığı gerçeğini sadece teyit ediyor. İsrail’e giden petrolden kar elde ettiğini itiraf ettiği gibi, ya da bir cümleyle emeklilerin nasıl görüldüğünü ele veren açıklamalarda olduğu gibi…

Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, iktidar partisinin asıl beslendiği zemin; refah içinde, müreffeh ve özgür bireyler değil, bilakis garibanlaştırılmış, yoksulluğa itilmiş ve devlete muhtaç hale getirilmiş geniş kitlelerdir. Oy potansiyelinin bu kesim üzerinden inşa edilmesi, iktidarın varlığını sürdürebilmesi için yoksulluğun azaltılmasını değil, süreklileştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim zaman zaman iktidar sözcülerinin dilinden dökülen ifadeler, bu gerçeği ele veren itiraflar niteliğindedir; yoksulluk bir sorun olarak değil, yönetilebilir bir araç olarak görülmektedir. Böyle bir düzende sosyal yardım, vatandaşın onurunu koruyan bir hak olmaktan çıkıp siyasi sadakatin bedeline dönüştürülmekte; garibanlık ise giderilmesi gereken bir yara değil, iktidarın tutkalı haline getirilmektedir.

Bütün bu yaşananlar karşısında halkın diline düşen “adaletin bu mu dünya” sözü artık bir türkü olmaktan çıkmış, bir çığlığa dönüşmüştür. Ama ne yazık ki bu çığlık, sağırların kulaklarına giremiyor. Yumuşak lokma haline getirilen bir toplum inşa edilirken, itiraz edenler ya susturuluyor ya da görmezden geliniyor. Oysa bu millet sadakayla değil, adaletle ayağa kalkar. Yardımla değil, hakla yaşar. Ve unutulmamalıdır ki adaleti sağlamayan sorumluların sonu, pek de hayırla yâd edilmemiştir, vesselam…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.