Hava Durumu

15 YIL SONRA AYNI SÖZLERİN GÖLGESİNDE

Yazının Giriş Tarihi: 05.03.2026 13:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.03.2026 13:25

27 Şubat… Takvim yaprakları bir kez daha hüzünle kıvrıldı. Millî Görüş hareketinin öncüsü, fikir ve dava adamı Necmettin Erbakan’ın ahirete irtihalinin üzerinden 15 yıl geçti. Fakat aradan geçen zaman, bazı hakikatleri eskitmek şöyle dursun, adeta parlatıp daha görünür hale getirdi. Bazı insanlar vardır; yaşarken anlaşılmaz, öldükten sonra daha net okunur. Erbakan Hoca da işte o müstesna simalardandı. O gün kürsülerden dile getirdiği tespitler, televizyon ekranlarında “abartılı” bulunan analizler, bugün yaşadığımız coğrafyanın soğuk gerçeği olarak önümüzde duruyor.
Hoca’nın en çok üzerinde durduğu başlıklardan biri, küresel güç dengeleri ve Siyonizm meselesiydi. O yıllarda “komplo teorisi” diye küçümsenen birçok uyarı, bugün jeopolitik satranç tahtasında taş gibi yerli yerine oturmuş görünüyor. Irak işgal edildiğinde takvimler 2003’ü gösteriyordu. Kitle imha silahları bahanesiyle girilen ülkede ne silah bulundu ne huzur kaldı. Milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce can toprağa düştü. Ardından Suriye… “Arap Baharı” rüzgârı kısa sürede kan fırtınasına döndü. Şehirler harabeye, medeniyet beşiği topraklar enkaza dönüştü.

Sırada İran vardı. Yıllardır ambargolarla kuşatılan, diplomatik ve askeri baskıyla sindirilmeye çalışılan bir ülke… Bölgesel gerilimlerin merkezine yerleştirilen bir hedef. Ve elbette Türkiye… Doğrudan işgal edilmedi belki ama ekonomik operasyonlardan terör koridorlarına, diplomatik baskılardan içerideki fay hatlarını kaşımaya kadar pek çok yöntem devreye sokuldu. Erbakan Hoca yıllar önce “Irak, Suriye, İran derken sıra Türkiye’ye de gelecek” dediğinde birçok çevre bunu hamaset saymıştı. Oysa bugün bölgesel planlara, enerji hatlarına, üs politikalarına ve vekâlet savaşlarına baktığımızda, o sözlerin kuru bir laftan ibaret olmadığı daha net anlaşılıyor. Bölgede yaşananların salt bir güvenlik meselesi olmadığını görmek için haritaya bakmak yeterli. Enerji koridorları, su havzaları, ticaret yolları… Küresel güçler için bu coğrafya yalnızca bir toprak parçası değil; stratejik bir kilit adeta.

Dün Filistin’de yaşananlar neyse, bugün başka coğrafyalarda yaşananlar da o zincirin halkaları gibi okunuyor. Müslüman toplumların en hassas zamanlarında gerçekleştirilen saldırılar, sadece askeri değil, psikolojik bir boyut da taşıyor. Ramazan’da, bayramda, kutsal günler ve gecelerde gelen bombardıman haberleri, yalnızca bedenleri değil maneviyatı da hedef alıyor. Bu tablo karşısında insan sormadan edemiyor: “Dün söylenenler mi abartılıydı, yoksa bugün yaşananlar mı fazla gerçek?”
Erbakan Hoca’nın bir diğer vurgusu da ekonomik bağımsızlıktı. “Faiz düzeni” eleştirisi, ağır sanayi hamlesi, yerli üretim ısrarı… O günlerde romantik bulunan birçok öneri, bugün küresel krizler karşısında yeniden gündeme geliyor. 2008 küresel finans krizi, pandemi sürecindeki tedarik zinciri kırılmaları, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar… Hepsi bize şunu gösterdi: Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık eksik kalıyor. Dün borçlanarak büyümenin alkışlandığı bir dünyada, bugün üretim ve teknoloji hamleleri yeniden konuşuluyor. Bu da gösteriyor ki fikirler ölmez; zamanı gelince yeniden kapıyı çalar.

Bu arada bazı iddialar vardır ki, hakikati eğip bükerek tarihe not düşmeye kalkar. Son günlerde, merhum liderimiz Necmettin Erbakan’ın bir dönem yakınında bulunmuş bir zatın ortaya attığı “AK Parti’nin kuruluşu Erbakan ile Erdoğan arasında bir sırdı, Hoca destekliyordu” iddiası da işte böyle bir çarpıtmadır. Hafızası zayıf olanlar için belki cazip bir masal olabilir; fakat bizler o günlerin hem şahidi hem muhatabıyız. Siyasi hafıza, günlük polemiklere kurban edilecek kadar ucuz değildir. “Millî Görüş gömleğini çıkardık” beyanları daha dün gibi ortadayken, Erbakan Hoca’nın bu çizgiye gönül rızasıyla destek verdiğini iddia etmek, hem fikrî tutarlılıkla hem de yaşanmışlıklarla bağdaşmaz. Hoca, hayatı boyunca çizgi siyaseti yaptı; şahıs merkezli değil, ilke merkezli durdu. 3 Aralık 2010’da, yani vefatından 55 gün önce, Engelliler Günü vesilesiyle yaptığımız son toplantıda söylediği sözler hâlâ kulaklarımızdadır: “Siz bizim özürlü değil özel vatandaşlarımızsınız. Bizim size yapmış olduğumuz hizmetler sizin için bir ulufe değil sizin tabii hakkınızdır.” O gün engelli kardeşlerimize bakarken gözlerindeki samimiyet, bugün sosyal medya paylaşımlarına sıkışmış hamasi söylemlerle kıyaslanamayacak kadar sahiciydi. Dün hakkı “ulufe” gibi sunan anlayışlara karşı çıkan bir lider vardı; bugün ise sosyal devlet kavramını propaganda malzemesine çeviren bir siyaset dili hâkim. Dün prensiplerinden taviz vermemek için bedel ödeyen bir irade vardı; bugün ise konjonktüre göre pozisyon alan pragmatik hesaplar konuşuluyor. Tarih elbet hükmünü verecek; fakat biz yaşayan şahitler olarak biliyoruz ki Erbakan Hoca, Millî Görüş gömleğini çıkaranlara ne gönül verdi ne de taraf oldu. Çünkü onun siyaseti; makam, mevki değil, istikamet siyasetiydi.
Tarih bazen ağır ilerler ama mutlaka hükmünü verir. Dün küçümsenen fikirler, bugün yeniden tartışılıyorsa; dün alay edilen öngörüler bugün manşetlere taşınıyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Burada mesele bir şahsı yüceltmek değil; hakikati teslim etmektir.

Mesele bir dönemi kutsamak değil; ibret almaktır. Aradan 15 yıl geçti. Fakat bazı sözler hâlâ kulaklarımızda, bir tokmağın davula vurduğu gibi yankılanıyor. Ve belki de asıl soru şudur:
Biz o yankıyı gerçekten duyuyor muyuz? Vesselam…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.